Malumunuz olduğu üzere yurdumuz, Ankara’dan gelen Yüksek Askerî Şura (YAŞ) hava akımına yine girdi. Gazete ve televizyonların acar muhabirleri; “İşte yeni komuta kademesi” özel haberleriyle mesleki yeteneklerini konuşturuyor; Genelkurmay Başkanı emekli olacaksa, yerine atanacak ismi söyleyerek gazetecilik dersi veriyor.
Çünkü bizde Genelkurmay Başkanı; YAŞ toplantılarında oynanan tombala ve kızmabirader oyunlarını kazananlardan seçilir ya da çöp çekilir (kısa çöp siyasilere çıkarsa darbe yapılıp o çöp bize saplanır).
YAŞ takvimi öncesi iki şey olur: Emekli olacak kuvvet komutanları asla emekli olmayacak "medya komutanlarına" konuşur; yeni komutanların laikliğe ne kadar bağlı olduğu Milliyet ve Radikal gazetelerinde ballandıra ballandıra anlatılır.
YAŞ sonuçlarının olmazsa olmazlarından birisi de “disiplinsizlik ve irticai” sebeplerle orduyla ilişiği kesilen personeldir. Kimdir bunlar, suçları nedir; pek bilinmez. Bir süre dillendirilir, daha sonra unutulur. İslami medya eskiden YAŞ’ın giyotininden bahsederken şimdi, Başbakan ve Cumhurbaşkanının karara şerh düşmesini bir zafer edasıyla veriyor.
Ergenekon süreciyle başlayan ve şimdilerde sayısı iki elin parmaklarına ulaşan davalarda onlarca general ve albay yargılanıyor. Fakat bu isimler askerî disiplin içinde olduklarından mıdır nedir, hiçbiri hakkında işlem yapılmadı. Hatta basına yansıyan iddialara göre Genelkurmay Adli Müşavirliği, son Balyoz tutuklama kararlarına itiraz dilekçelerini kendisi hazırlayıp avukatlara dağıtıyor.
İnsanın ister istemez sorası geliyor: YAŞ’ta disiplinsizlik nedeniyle TSK ile ilişiği kesilenler ve birkaç gün sonra kesilecekler hangi ağır suçları işlediler? Cemal Temizöz, Saldıray Berk, Dursun Çiçek gibi haklarında ciddi davalar olan personeline sahip çıkan TSK, birkaç disiplinsiz hareket yapan isimleri niye kovuyor? Ne yapmıştır bu personel, nasıl bir suç işlemiştir? Bari bu YAŞ sonrası açıklama yapsınlar da bilelim.
YAŞ’ı ne kadar ciddiye aldığımın birkaç örneğini vermem gerekirse: Yüksek Askerî Şura öncesi rapor hazırlayıp tutuklama kararlarının terfileri etkilemeyeceğini söyleyen Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşaviri Tuğgeneral Hıfzı Çubuklu’nun adı; 12 Eylül’de işkence etmek, çürük raporu ve delil karartma gibi olaylarla anıldı. Normal şartlarda sırf bulunduğu konum nedeniyle görevden el çektirilip yargılanması gerekirken, o mahkemeye düşen silah arkadaşlarını kurtarmak için uğraşmakta.
Dahası, 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk; dünya hukuk tarihine F-16 ve askerî konvoyla ifade verme(me)k gibi bir içtihat kazandırmış bir isim. YAŞ’ta Başbakanla aynı masada, geleceğin TSK’sını şekillendiriyor.
Bunlara adını sadece askerî ihaleler, tehcir güzellemesi ve YAŞ sayesinde duyabildiğimiz Millî Savunma Bakanının; ordu ile Başbakan ve Cumhurbaşkanının arasını bulmaya çalışmasını ekleyin ve olaydaki ciddiyeti görün.
Toplantılar, kulisler ve son dakika bilgileri arasında kaybolan bir haber var. TSK’nın gelecek yüz yıllık komuta kademesinden çok daha önemli bir haber: Taraf gazetesinin 2 Temmuz 2010 tarihli manşeti. Taraf gazetesi, Hantepe’de 15 gün önce gerçekleşen ve 7 askerin öldüğü saldırının dakika dakika izlendiğini iddia etti; Heron’ların çektiği görüntüyü yayınladı. Görüntüler netti. Askerler ölüme giderken birileri “BBG Evi” gibi izlemişti. Haberin doğruluğu ya da yanlışlığı üzerine aradan geçen süre içerisinde hiçbir açıklama yapılmadı. Büyük gazetelerin hiçbiri görmedi, internetin büyük haber siteleri görmedi. Oysa aynı ekabir takımı, 20 Temmuz saldırısı sonrası ölen askerlerin haberlerini içlerindeki “vatan sevgisi” ölçeğinde görmüşlerdi. Ana akım medya dışında takip edebildiğim sol gazete ve haber sitelerinde de haber çıkmadı.
Böyle bir haberin doğruluğu/yanlışlığı ortaya çıkartılıp sorumluların hesap vermemesi halinde bu ve bundan sonraki YAŞ’lar; yüksek rütbeli subayların hangi orduevinin imkânlarından istifade edeceğinin belirlendiği toplantılar olacaktır.
Bu yazıyı 4 Ağustos 2010 tarihinde yazmıştım.